Bu sayfayı yazdır

Karkamış Antik Kenti

Yakındoğu Arkeolojisi’nin en önemli yerleşimlerinden biri olan Karkamış Antik Kenti, Fırat’ın batı kıyısında, Türkiye-Suriye sınır hattı üzerinde yer almaktadır. Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 12. yüzyılın başlarına doğru yıkılışını izleyen 300 yıl içinde kurulmuş olan Geç Hitit Krallıkları’nın en güçlüsü Karkamış Krallığı’dır. 

Antik kentin en önemli kısmı (55 hektar) Türkiye’de kalırken, dış kentin bir bölümü (35 hektar) Suriye topraklarındadır. 1956 yılında sınırın belirlenmesinin ardından mayınlarla kaplanan bölgede, 2011 yılında mayın temizlemesi yapılarak kazı çalışmalarına başlanmıştır. 

Karkamış Antik Kenti, halen askeri bölge olduğundan, yerli-yabancı turistlerin sit alanına girmesi özel izinlerle mümkün olabilmektedir. Ancak bölgenin bir arkeoloji parkı şeklinde düzenlenmesi, 2014 yılı içerisinde araştırmacı ve gezginlerin ziyaretine açılması yönünde projeler geliştirilmektedir. Yakın zamanda Karkamış, ziyaretçilerin antik yollarda yürüyüp, antik yapılara girerek, kenti tam olarak anlayabilecekleri bir arkeoloji parkına dönüştürülecektir.

Karkamış’ta araştırmaların yeniden başlaması ve sit alanının turizme açılacak olması, Antik Yakın Doğu tarihine yeni sayfaların yazılması ve Gaziantep bölgesindeki kültürel mirasın büyümesine önemli katkı sağlayacaktır.

Karkamış kenti Ebla Krallığı’nın bir parçası olarak ilk kez Ebla Saray arşivlerinde (M.Ö. 24. yüzyıl) karşımıza çıkmaktadır. Yazılı belgelerini ancak 2. bin yılın ilk yarısında vermeye başlar. Orta Tunç Çağı olarak adlandırılan bu dönemde Karkamış, bağımsız ve yarı bağımsız krallıkların başkentidir. Mari kentinde ele geçen mektuplar ve idari belgeler Karkamış’ın üç kralı hakkında bilgi vermektedir. Bu krallar ünlü kanun koyucu Babil Kralı Hammurabi döneminde (M.Ö. 18. yüzyıl) hüküm sürmüş olan Aplahanda, Yatarami ve Yahdunlim’dir. Fırat boyundaki bu iki kentin güçlü bir ticari bağı vardır. Karkamış Mari’ye şarap, bal, zeytin yağı, tahıl, bakır at ve köle temin etmektedir.

Kuzey Mezopotamya’da büyük bir imparatorluk kuran Amorit (Batı Semitik) I. Şamşiadad döneminde ve Halep merkezli Yamhad Krallığı döneminde Karkamış, bu güçlere bağımlı konumdadır. M.Ö. 17. yüzyılın ikinci yarısında kent Halep ve Suriye’nin büyük kısmını ele geçiren Hititlerin etkisi altına girmiştir.

Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattusili’nin belirlediği genişleme politikasının ana hedefi Kuzey Suriye’dir. Karkamış M.Ö. 2. bin yılda bölgenin en güçlü kalelerinden biridir ve ancak M.Ö. 14. yüzyılın ikinci yarısında I. Suppiluliuma ile Hitit Devleti’nin daimi hakimiyeti altına girmiştir. I. Suppiluliuma oğullarından Piyasili’yi (Šarri-Kušuh) Kargamış tahtına yerleştirerek yaklaşık 600 yıl tarih sahnesinde Hitit geleneğinin temsilcisi olan bir krallığın temellerini atmıştır. M.Ö. 13. yüzyılın ortasından itibaren Hitit İmparatorluğu’nun Kuzey Suriye’deki ayağı olan Karkamış Krallığı uzun soluklu bir Hitit İmparatorluğu’nun da garantisi olmuştur. Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1195 civarında yıkılmasından sonra, Karkamış bölgenin en güçlü bağımsız krallıklarından biri olmuştur. M.Ö. 717’de  Assurlu II. Sargon tarafından kent yerle bir edilmiştir. Kentte yerleşim Helenistik dönem ve Roma dönemlerinde de devam etmiştir. 

Karkamış’ta tarih öncesi kalıntıların yanı sıra, Erken ve Geç Hitit dönemlerinden iki ana yerleşim yeri saptanmıştır. Dış Kent, İç Kent ve Kale olmak üzere üç bölümden oluşan dikdörtgen planlı Karkamış’ta; yönetsel ve dinsel işlevli yapılar, kentin çekirdeğini oluşturmaktadır. Yapılar; Hitit-Asur üslubunda kabartmalarla kaplı siyah bazalt ve beyaz kireç taşı ortostatlarla süslüdür. Bulunan kabartmaların çoğunluğu, Geç Hitit dönemine tarihlendirilmektedir. Bu kabartmalar, Tanrıça Kupapa ve onun adına yapılan tören alayındaki askerlerin, rahiplerin, çeşitli hayvanları taşıyan kişilerin, uzun ve düz kılıçlarla silahlanmış prenslerin, savaş arabalarının, karışık yaratıkların, koruyucu hayvanların yer aldığı tören alayı betimlemeleriyle, M.Ö. I. bin yıl başlarındaki yaşam biçimine, giysilerine ve kültürüne ışık tutmaktadır. Karkamış kabartmalarının, büyük çoğunluğu bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir. 

Kazılarda, çok sayıda yeni hiyeroglif Luvi yazıtı ortaya çıkarılmıştır; bunlar içinde en olağanüstü parça, M.Ö. 975’te Suhi tarafından Sapaziti’nin oğlu Uratarhunta isimli Karkamış bölgesinin büyük kralına ithaf edilen 2 metre yüksekliğindeki tüm bazalt steldir. Yazıt, bilgimizin fazlasıyla kısıtlı olduğu bir dönem için yeni tarihsel perspektifler açmaktadır. Buluntular arasında en dikkat çekici olanı ise, fırtına tanrısı (Teşup) tapınağının kutsal alanında tabanın altında ele geçen, 17 cm. yüksekliğindeki tunç heykelciktir. M.Ö. 10. yüzyıla tarihlenen heykel, tanrıyı darbe indiren bir pozisyonda ve sol elinde ince işlenmiş topuz şeklinde başı olan gümüş kılıç tutar şekilde betimlemektedir.

Okunma 9246 defa